KÖŞE YAZARLARI

BIRAKIN DAĞINIK KALSIN

Ne zaman göz göze gelsem küçük bir çocukla gözlerinin içine derin derin bakarım. Dünyadan cenneti seyir yeridir bir çocuğun gözleri, bunu bilirim.

 

Yeter ki bir göz göze gelelim. O anda ne derdim varsa unutur giderim. Ne can sıkıntısı kalır ne de dünyanın cefası.

 

Yüzümde güller açar, kalbim huzurla çarpar.

 

Hasret kaldığımız, içtenlikle bakan bir çift göz değildir onlar sadece. Hayat vardır o gözlerde. O gözlerin içinde umut vardır. Pazarlıksız bir samimiyet vardır. Aşk ve sevgi vardır.

 

Adeta o gözlerin içinde tertemiz bir yürek vardır. Bakan gözler değildir ki pırıl pırıl yürekleridir onların. Bir çocuk aslında gözleriyle değil yüreğiyle bakar size. Bir fark edebilsek, bir çocuğun kalbinin güzelliğidir yansıyansa bize sadece, bir anlayabilsek …

 

Sevgi yansıtır, aşk yansıtır, merhamet yansıtır, mutluluk yansıtır o gözler… O gözler yürek sandıklarının içinde biriktirdiklerini taşırlar bizlere…

 

Küsmeyen bir kalbin, merhamet taşıyan bir yüreğin sevgisi huzurdan başka ne verebilir ki insana.

 

Başka hangi göz yalansız, riyasız, gösterişsiz bakabilir ki yüzümüze…

 

Kim bizi sadece biz olduğumuz için sevebilir ki...

 

Kim kendi ağlamasına bakmadan sizin gözyaşlarınızı silmeye çalışır ki…

 

Kim kendisine kötü davranıldığında kin tutmadan sevmeye devam edebilir ki, masum bir çocuktan başka kim bunu becerebilir ki…

 

Bir çocuk masumluğunda yaşayamadığımız hayatlarımız var bizim artık. Belki de onun için bu kadar mutsuz, umutsuz ve endişeliyiz hep. Bir türlü huzur bulamıyor, “stress” kelimesinde teselli arıyoruz. Ona stress, buna stress, şuna stress hep stres hep stress. Düşün bakalım, günde kaç kez fırlıyor bu kelime dilinden, hem de sana sormadan, izin almadan….

 

Kendimizi mutsuz ettiğimiz gibi çocuklarımızın da dünyasını dar etmekle uğraşıyoruz. Anlamsız yasaklar koyuyoruz dünyalarına, kendi kendimize uydurduğumuz sınırlara mahkûm ediyoruz yaşamlarını. Yapma, etme, koşma, çizme, zıplama, ne dedim ben sana, elleme onu, dokunma şuna, aman cız, ne kadar yaramazsın ya, çok konuşma, gürültü yapma ardı arkası gelmeyen onlarca sınır…

 

Hayattaki yanlış kararlarımıza, dengesiz ve tutarsız davranışlarımıza onların üzerinden tepkiler veriyoruz belki de. Biz belki de şu an yapamadıklarımızı, yaşayamadıklarımızı onların yapmasından, yaşamasından rahatsız oluyoruz. Asıl derdimiz bu olabilir mi? (Bence öyle)

 

Yoksa onları içten içe kıskanıyor muyuz? Kim bilir belki de itiraf edemiyoruz. İtiraf etmekten korkuyoruz da tepkimizi yasaklarla gösteriyoruz.

 

Bazen diyorum ki biz onlara değil onlar bize yol göstermeli. Onlar bize kurallar koymalı. Bizi onlar yönetmeli. Bizim sınırlarımızı onlar belirlemeli. İnanıyorum ki her şey daha da güzel olur.

 

Mesela; onların yolunda engel yok, küsmek yok, darılmak yok, pes etmek yok, nefret yok, sevgisizlik yok, adaletsizlik yok, yalan yok, riya yok, bahane yok. Aslında yok, yok hiçbir zaman…

 

Ya biz yetişkinlerin yolu. Sanırım farkı tahmin etmeniz zor değil. Kelime israfına da gerek yok…

 

Bırakın çocukları artık… Rahat bırakın… Koşsunlar… Oyunlar oynasınlar…. Zıplasınlar….

Bırakın elleri, yüzleri, elbiseleri kirlensin…

Bırakın kırılsın tabaklarınız, bardaklarınız, eşyalarınız…

Bırakın yeni aldığınız porselen takımınız bozulmuş olsun…

Bırakın vitrinlerde boş boş duran süsleriniz oyuncak halini alsın…

Bırakın hep dağınık olsun eviniz, her taraf her yerde olsun…

Bırakın duvarlarınız renkli kalemler ile değişik şekillere boyansın…

Bırakın halılarınızda şeker, çikolata lekesi olsun…

Bırakın ses olsun, gürültü olsun evlerinizin içinde….

Bırakın yaşanmışlıklar olsun odalarınızın her metrekaresinde…

Bırakın kendi haline onları yaşasınlar çocukluklarını doyasıya…

Ama asla ve asla bırakmayın onları;

 “Sevgisiz, aşksız, anlayışsız ve merhametsiz”

 

Sevgilerimle;

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR